Yeni açmış bir çiçeğe eğilen adam zindana atıldığında da fatiha okur;bu bir...
Sakalı zorla kesilmiş birisi sarıklı, cübbeli, sakallı bir gizli kimlik taşımıştır
Ve bir kaya kütlesi oluncaya kadar dağlara bakmamaya yemin etmiştir. bu iki...
Sonbahara direnmiş kışı göğüslemiş ağaçlar illada patlatacaklardır domurlarını ilkbahara
Ve yaz hasat mevsimidir. bu üç...
Cumali Ünaldı HASANNEBİOĞLU


T.C’nin kuruluşundan bugüne değin egemen sistem, toplumun kodlarını darbelerle şekillendiriyor. 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül..
Yakın tarihimizin son darbesi, 28 Şubat yapılış şekli, hedefleri ve sonuçları itibariyle ilk üçüne göre farklılık arz etmektedir.
28 Şubat darbesi ; 80’lerden bu yana hızla yükselen ve toplumsal hayatın bütün alanlarına dalbudak salan, İslami hayat tarzını ve İslami görünürlüğü hedef almış; Müslümanları yok etmek, Müslüman nesilleri ifsad etmek üzere planlanmıştır.


28 Şubat Müslüman toplumun can, mal, namus, inanç, akıl emniyetini yok etmek için planlanmış ve “1000 yıl” gibi bir hedef ortaya konulmuştur.

28 Şubat toplumu yeniden dizayn etmiş, değer yargılarını parçalamış,toplumun özgüvenini yok etmiş ve Müslüman kitleler üzerinde psikolojik tahrifat yapmıştır. 28 Şubat bir neslin yapısal ve düşünsel olarak genleriyle oynamıştır.

Yakın tarihimizde yapılan bu darbelerin sosyolojik olarak tahlil edilmesi ve toplum psikolojisine ne tür etkileri olduğu irdelenmelidir. Türkiye’de İslami hareketin çok geri gitmeden, darbeler sürecinde tahlil edilmesi, kişilerin ve grupların hangi kırılma noktalarından geçtiği, geleceğimizi daha sağlam temeller üzerine oturtmamıza katkı sağlayacaktır.

70 ve 80’li yıllardan itibaren kademeli olarak ivme kazanmaya başlayan İslami hareket ve İslami düşünce(MTTB/ AKINCILAR / DERGAH / PARTİLER /AKIMLAR VE CEMAATLER) her dönemin sahipleri ve aktörlerince yaşamış oldukları pratiklerden ve düşünce örgüsünden, kendi zaviyelerinden(Relatif) başlatılıyor ve değerlendiriliyor.

Her dönemin, cemaatlerin, fertlerin, Türkiye’de İslamın yaygınlaşmasına ve kabul görmesine artı bir değer kattığı bir hakikat. Fakat, halis niyetlerle ortaya konulan bu çabaların Müslümanlar için en büyük handikabı grupların beraberce ortak bir değer, düşünce üretememeleri, ortak bir yaşam alanı oluşturamamalarıdır.

Yaşanılan pratikler bize şunu gösterdi ki; Müslümanlar içinde yaşadıkları toplumun kodlarını çözümlemekte zorlandılar. İslami düşünceyi fertlerin ve toplumun bilinç altına yerleştiremediler. Yeni bir düşünce ve hareket fıkhı oluşturamadılar. Yapısal ve hareketsel ayrılıklar belki bir düşünce birlikteliği oluşturabilseydi bugün kendinden daha emin bir İslami hareket söyleminden bahsedebilirdik. Örneğin Türkiye’de haksızlığa ve zulme karşı oluşturulan; Allah için hakkı ayakta tutan adil şahitler olma sorumluluğunun göstergesi, direniş ve muhalif kimliğin simgesi olan Beyazıt eylemlerindeki ortak iş yapma çabası bunun en bariz örneğidir.

Neticede 10 yılda bir yapılan müdahalelerde, Müslümanlar özgün bir hareket stratejileri olmadığı için, reel politiğin kendilerine dayatmış olduğu alana göre konum almak zorunda kalmışlardır.
Yeri gelmişken şunu ifade etmek gerekir ki, 90’lı yıllardaki eylem anlayışının yeniden değerlendirilmesi ve yeni bir eylem pratiği ortaya konulması gerekmektedir. 90’lı yıllarda direniş kimliğini üstlenmiş neslin –Romantik devrimciler- nereye kaybolduğu yaşadıkları tecrübeleri ve birikimlerini nasıl değerlendirdikleri, hangi ağacın altında gölgelendikleri ayrı bir konudur.

İslam ve İslam’ın ortaya koymuş olduğu düşünce; yaşam pratiği içerisinde yaşadığımız sisteme muhalif bir anlayış ortaya koyuyor.
Bu anlayış ve olgunun nasıl bir hareket tarzı belirleyeceği, sebep ve sonuçları İslami camianın Türkiye’deki pozisyonunu belirleyecek, Müslümanların sistem içi mücadele ve sistem dışı mücadele alanlarını, yapılanmalarını, doğru bir tespitle ortaya koymalarını kaçınılmaz kılacaktır. Yaşanmış bir illegal ya da yarı illegal örgütlenme, davet – tebliğ süreci ve Müslümanların hali hazırda yaşadıkları tam resmi örgütlenme davet – tebliğ süreci var.
İslami camialar ve gruplar sistem dışı, illegal yapılanma ve teşkilatlanma modelinden vazgeçmişler, sıyrılmışlardır. Tabi bu vazgeçiş kendi hedef ve programlarının ortaya çıkardığı bir sonuç mudur? Dönemin gerekleri midir? Sistem dayatması mıdır? Ya da olması gerekenin ilanı .mıdır? Tahlil edilmeli ve değerlendirilmelidir ki İslami hareketin, İslami düşüncenin geldiği ya da bulunduğu noktayı daha sağlıklı bir şekilde anlayabilelim.

Mevcut sistemin yıkılması, değiştirilmesi veya ıslah edilmesi talebiyle harekete geçen muhalif oluşumlar bir müddet sonra sistemin kendilerine açmış olduğu yapay ve muhalif yollardan yürümeye başlamışlardır. (Örneğin sol örgütler ve sol partilerin ilişkisi – DHKPC’nin lider kadrosunun Ergenekon soruşturmasında çıkması gibi) Müslümanlar içinse bu durum henüz yolun başlangıç aşamasındadır. İslami grupların bundan sonraki hareket stratejileri gelecekleri açısından belirleyici olacaktır.

İslami cemaatler(sivil toplum örgütleri) bağımsız, özerk, muhalif devlet dışı yapılanmalardır. Böyle de kalmaları gerekmektedir ki; İslami hareket, İslami düşünce özgür, bağımsız bir şekilde kendini ifadelendirebilsin, bir değişim unsuru oluşturabilsin. Beyinlerini ve bedenlerini özgürleştirebilenler değişimi başlatabilir, kurulu düzene muhalif bir söylem, eylem, organize bir güç oluşturabilirler.
Değişim belirli bir dünya görüşüne sahip kadroların tasfiyesi ve yerine yenilerinin ikame edilmesi değildir. Devlet kademelerinin bizlere yeni imkanlar açacak hale gelmesi, rantiyenin el değiştirmesi hiç değildir. Şekil ve formdaki değişimlerin öz ve içerikte de olması gerekmektedir.

Sivil olmak devlet dışı olmaktır, devletten beslenmemektir.

Devlet dışı olmak, hiçbir şekilde devlet organlarıyla ilişki içine girmemek şeklinde anlaşılmamalıdır, yaşadığımız dönemde bu mümkün de değildir.

Yapısal ve zihinsel olarak sistemden beslenmeyen, varlığını, hareket stratejisini, kendi özgür ve özgün ilke ve prensipleri üzerine bina eden, araçları amaç edinmeden kullanan, meşruiyetinin inandığı değerlerden ve muhatap olduğu toplumdan alan hareketler başarılı olur ve hedeflerine ulaşırlar. İşte o zaman bir yapı devlet içi ve devlet dışı tüm organlarla kendinden emin bir şekilde muhatap olabilir.

Fıkıhta bir kaide vardır; zor zamanlarda yaşamını devam ettirebileceğin kadarıyla haram olan şeylerden yiyebilirsin.

“Bir zamanlar iki kuş avcısı varmış. Dağa çıkıp ağlarını yaymışlar. Ertesi gün geldiklerinde ağları güvercinlerle doluymuş. Zavallı hayvanlar kaçıp kurtulmak için çırpınıyorlarmış ama ağın delikleri çok küçükmüş. Avcılar güvercinleri pazarda satmak için beslemeye karar vermişler. Onlara yem su vermeye başlamışlar. Güvercinlerde olanca güçleriyle yiyip içmeye başlamışlar. Güvercinler gittikçe şişmanlaşmaya başlamışlar. Yalnızca içlerinden biri sürekli zayıflıyor ve ağdan çıkmaya gayret sarf ediyormuş. Bu durum avcıların güvercinleri pazara götürdükleri güne kadar sürmüş. Hiçbir şey yemeyen güvercin o denli zayıflamış ki son bir çabayla ağın aralıklarından geçmeyi başarmış ve uçup gitmiş. Artık özgürmüş.*

Darbeler ve benzer hareketler Müslümanlar ve diğerleri ( onlar her kimse) var oldukça yüzleşeceğimiz bir gerçek. 1000 yıl ömür biçilen 28 Şubat darbesi 5 yılda mevzi kaybetti, 15 yılda mahkeme önüne çıktı. Müslümanlara düşen vazife sulh ve barış zamanlarını kendi hesaplarına kar olarak yazdırabilmektir. Davetin alanını alabildiğine genişletmek, eksik olduğumuz noktaları tamamlamak, bela ve musibet zamanlarında sabredebilecek bilinci kuşanmış nesiller yetiştirebilmektir.

Çünkü; Allah günleri insanların üzerinde evirip çevirmektedir.
Ey insanlar! Sizler sulh ve sûkunet devrindesiniz. Zaman süratle ilerliyor. Görüyorsunuz gece ve gündüz her yeniyi eskitiyor. Her uzağı yakınlaştırıyor, her vaadi gerçekleştiriyor. Öyleyse gelecekteki mücadeleler için hazırlanın. Sulh ise yakında miadı dolacak bir hazırlanma devresidir.**
Her kimsek o olmayı başarabilmek ümidiyle.

Ammar Cengiz ŞENOL

*Nikos Kazancakis – Yeniden Çarmıha Geriliş, Can Yayınları
** Kandehlevi – Hadislerle Müslümanlık, Kalem Yayınları

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

İMH Günışığı Yaz Etkinlikleri Başlıyor...

23.05.2019

  İMH Günışığı Derneği Yaz Etkinlikleri başlıyor. Deneyimli Eğitmenler nezar
Sabah Namazı Buluşmalarında Bu Ay Şahin İbrahim Güleryüz Hocamızı dinledik

27.12.2018

  Çalışmalarımızı bereketli kılan, yıllardır sabah namazı ile beraber sürdürdü
Karikatür yarışmasında ödüller sahiplerini buldu

08.03.2018

  İMH Günışığı Derneği tarafından, Geleceğin Çizerleri Projesi kapsamında, Eyüp
İMH Günışığı Sabah Namazı Buluşmaları Kaldığı Yerden Devam Ediyor

24.01.2018

Çalışmalarımızı bereketli kılan, yıllardır sabah namazı ile beraber sürdürdüğümüz
İMH Günışığı Sabah Namazı Buluşmaları devam Ediyor

27.11.2017

  Çalışmalarımızın bereketini sabah namazıyla beraber yıllarca sürdürdüğümüz
İMH Günışığı Sabah Namazı Buluşmaları ‘Şükür’ Sohbeti ile Başladı

29.10.2017

  İnsan ve Medeniyet Hareketi Günışığı Derneği gönüllülerinin dönem boyunca ayda
“EGOP Yılın Kitap Kurdunu Seçiyoruz” Etkinliği Sınavı Gerçekleştirildi

21.01.2016

“EGOP Yılın Kitap Kurdunu Seçiyoruz” Etkinliği Sınavı Gerçekleştirildi   Oku ki
EGOP çalışması tüm hızıyla devam ediyor

19.01.2016

EGOP çalışması tüm hızıyla devam ediyor İMH Günışığı Derneği'nin gerçekleştirdi
Şirinler Sınıfının Renk Grafiği 1. Rengimiz Kırmızı Çıktı

27.10.2015

Şirinler sınıfının renk grafiği 1.rengimiz kırmızı çıktı      &nbs
Şirinler sınıfı sanat etkinligi dersinde...

27.10.2015

    Şirinler sınıfı sanat etkinligi dersinde dolu dolu vakit geçirdi.  
Gül Bahçesi Çocuk Etkinlikleri Kayıtlarımız Devam Ediyor

01.10.2014

Günışığı Derneğimizin bünyesinde devam eden Gül Bahçesi Çocuk Etkinlikleri Kayıtlar

Yazarlar / MAKALELER


IMAGE
Nihat Demir
IMAGE
Oğuzhan KABAKCI
IMAGE
Sinan Özyurt

ALINTI YAZILAR



 

 

 

UYELER İÇİN