BEDAVA MERMİLER

 

Bu kadar da olmaz sayın seyirciler! Size soruyorum, en yakın arkadaşınız bir yarışmada derece yapsa ve ödülünü sizinle paylaşsa sevinmez misiniz? Mümtaz sevinmez. Çünkü Mümtaz kızgın, Mümtaz dargın, Mümtaz dertli… Ayıptır söylemesi biraz da gerici. Neden mi? Hemen anlatıyorum.

Geçen gün Mümtaz’la takım elbise almaya gittik. Mart ayında olduğumuz için okulumuz bir yarışma yapacaktı. Ben de “Çanakkale Şehitlerine” şiirini ezberledim. Sahnede giyinmek için de babamın tavsiyesiyle Aksaray’daki ucuz takım elbisecilere uğradık. Ucuz dediğim için özür dilerim. Hepsi ateş pahası! Her gittiğimiz yerde de pişkin satıcılar “Sen almazsan Suriyeli alacak.” diyor. Delirdik doğrusu. Ben Suriyelilerin bu kadar fazla yaşantımızı etkilediğine, Mümtaz da esnafın Suriyelileri kandırdığına kızıyor. Allah’ım! Hala şu mültecileri savunuyor. Dükkânları tek tek gezip eve ellerim boş döndüm. Yol boyunca da Mümtaz’la kavga ettik. Ama haksız mıyım? O kadar girdiler ki içimize. Geçen gün bulmacada Suriye’nin başkentini sormuşlar, içimden “Aksaray” dedim. Bir de öyle iyilik meleği olmaya da gerek yok yani. Bunlar yakında özerklik de ister. Bizi de masum rolleriyle uyutuyorlar. Mümtaz da onları savunuyor. Ağzına da Sezai Karakoç’un bir sözünü takmış, durmadan onu söylüyor. Ya arkadaş bir de Mümtaz’ın babası bunlar yüzünden işsiz kaldı. Kırk yıllık tekstilciyi bir Suriyeliye tercih ettiler. Neden mi? Yol yok, sigorta yok, yemek yok. Ver cebine üç beş kuruş bir şey gitsin. Ee, olan da bizim halkımıza oluyor. Neyse, ben girdim yarışmaya derece de yaptım. Ödül olarak da Çanakkale’ye bir arkadaşımla gitme hakkı kazandım. Mümtaz’ı seçtim. Adam hiç sevinmedi be. Hala küs bana. Keşke Müslüm’ü alsaydım yanıma. Ama o da tipten kaybediyor. Suskun Mümtaz’ı Müslüm’e tercih ettim. Yol boyunca konuşmadık. Arabadan inince bir kabirde durduk. Tur rehberimiz isteyenlerin şehitlerimizin ruhu için dua edebileceğini söyledi. Ben de dâhil herkes üç İhlas bir Fatiha’yla bitirdik duayı. Biri hariç. Kim? Tabi ki Mümtaz… Oturdu bir taşa, başladı Yasin okumaya. Bitince de Rahman… Tabi ki tur devam etti. Ben de o sıra dünkü Fenerbahçe maçının geniş özetini izledim, Clash of Clans’ta clan savaşı yaptım, Face’den dayıma “Naber, gelmedi senden bi’ haber merak ettim” yazdım. Yemeği de kaçırdık Mümtaz Bey sayesinde. Herkes otelde dinlenirken, biz Mümtaz’la 2 liraya tavuk döner satan bir yer aradık. Ama ilk defa kaçan bir yemeğe üzülmedim. Yolda yürürken Mümtaz’la ufaktan konuşmaya başladık. Bana bu toprakların öneminden bahsetti. Tekelleri ve meyhaneleri gösterip “Bak, Çanakkale’ye edilmiş ihanetler” dedi. Üzüldüm doğrusu. “Aslında herkesin özgürlüğü var da bu biraz saygısızlığa giriyor” dedim. “Öze aykırı özgürlük ayaklarımın altındadır” dedi. Uzatmadım, küsüyor sonra. Yemeği yedik, otele geçince de hemen uyuduk. Ama az yürümedik, 500T şoförü görse gözleri dolardı samimi söylüyorum. Sabah Mümtaz beni namaza uyandırdı. Kılıp hemen yatağa attım kendimi. Ama ışık açık kalacakmış. Mümtaz bey Kur’an okuyor da… Sabah 8 gibi turla birlikte gezmelere devam ettik. Otobüste giderken yol kenarında selpak satan Suriyelileri gösterdim Mümtaz’a. “Burada da var kardeşlerin” dedim. Kızmadı bu sefer, güldü hatta. “Biliyorum” dedi. Sonra yine Sezai Karakoç’un o sözü… Artık duymaya alıştım, tepki vermiyorum. Araç durdu, sırayla aşağı indik. Tur rehberi, geldiğimiz yerin özelliklerini sayarken gözlerim ilerideki kabirlere çarptı. Yandık! Mümtaz’dan bir Yasin daha (herhalde). Mümtaz bana baktı ve güldü. Kolumdan tutup beni çekiştirerek beraberinde götürdü. Sizce nereye? Evet, doğru cevap… Kabirlerin başına… Ama bu sefer işler yolunda gitmiyor sanırım. Mümtaz banklara da taşlara da oturmuyor, koşar adımlarla ilerliyor. Bir kabrin başına kadar da sürüklüyor beni. “Yeter da!” dedim. “Evet” dedi.

“Neye evet?”

“Yeter dedin ya, haklısın. Yeter aga. Eleştirdiğiniz, ezdiğiniz, acı çektirdiğiniz, zulmettiğiniz yeter o insanlara.”

“Yine mi Suriyeliler Mümtaz?”

“Evet kardeşim. Yine onlar. Bu topraklarda onları istemiyorsun dimi?”

Artık canıma tak etti bu çocuğun tavırları. Alnımda koca bir damarın sinirden şiştiğini hissediyorum.

“Evet ulan istemiyorum. Bir Suriyeli daha görmeye tahammülüm yok.”

“Bizi buraya getiren bir şiir değil mi kardeşim? Adı da Çanakkale Şehitlerine hatta… O şiiri ağlayarak okudun, çünkü hissediyorsun o zaferi, inanmışlığı, imanı. Seni kızdıracak bir şey daha söyleyeyim kardeşim. O Suriyeliler bundan önce de geldiler buraya. Topraklarını, ailelerini terk ederek…”

“Şaşırmadım doğrusu. Bedava bir şey vardır, gelmişlerdir.”

Mümtaz hem gülüyor hem ağlıyor. Sapıttı herhalde. Eliyle bir kabri gösterdi. Üzerinde Suriye bayrağı olan bir kabir…

“Evet” dedi. “Bedava mermiler vardı. Göğüslerine aldılar onları. Sen, ben, biz için… Şimdi o mültecileri atabilirsen at bu ülkeden. Şikâyet et, dışla. Ama unutma ki bu gördüğün gerçeği atamayacaksın, dışlayamayacaksın, şikâyet edemeyeceksin.”

Dondum kaldım. Ve şimdi anladım Mümtaz’ın dilinden düşürmediği şu sözü:

“Hatay, Suriye’nin olabilir. Hatta Diyarbekir de Konya da Suriye’nindir. Nasıl Halep, Şam, Humus, Hama bizimse buralar da onlarındır. İslam medeniyetinin şehirleri bütün Müslümanlara aittir.” (Sezai KARAKOÇ)

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

 

 
dokuztas gencdusunce okumalar yayinlar dusunceokulu
Günisigi Dernegi; Insan ve Medeniyet Hareketi, TGTV ve IDSB üyesidir.

Yazarlar / MAKALELER


IMAGE
Mustafa Yücel
IMAGE
Nihat Demir
IMAGE
Yavuz Selim Yaylacı

ALINTI YAZILAR



 

 

 

UYELER İÇİN